Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Kadınca Yaşam

9 tane "hamilelik" etiketli yazı bulundu "hamilelik" tagli diger ogeler resimler , videolar

Hamilelikteki değişimler normal, endişelenmeyin

hamilelik degisimler Hamilelik döneminde cildiniz kuruyup koyulaşabilir. Cildinizin temiz ve nemli olmasına ve çok sıcak su kullanmamaya dikkat edin.

Hormonlar diş etlerini yumuşattığı için dişlerde problem yaşayabilirsiniz. Bu nedenle her yemekten sonra dişlerinizi fırçalamayı unutmamalısınız.

Hamilelik çizgilerini önleyen bir yöntem yoktur. Fakat nemlendirici kremler yardımcı olabilir.

Hamileliğin 18. haftasına doğru kaslarınızın gevşeyip bağırsaklarınızın tembelleşmesi kabızlığa yol açabilir. Bu dönemde taze meyve, kepekli ürünler, ekmek ve makarna gibi yiyecekler tavsiye edilir.

Hamilelikte saçlarınız değişikliğe uğrayabilir. Düzenli yıkayıp bu sorunu yok edebilirsiniz. Zaten hamilelik sonunda saçınız normal halini alacaktır.

Tat Alma

Hamileliğin ilk dönemlerinden itibaren görülen hormon değişiklikleri mide bulantısına yol açar ve bazı yiyeceklerin tadını kötü algılamanıza sebep olur.

Memelerde Hassasiyet

Hamilelikte progesteron miktarı artar ve memeleriniz süt üretmeye hazırlandığı için dolu, ağır ve hassas hissetmenize sebep olur. Meme başlarınızın renginde koyulaşma görülebilir.

Bulantı

Yüksek miktarda salgılanan HCG hormonu sindirim sistemi kaslarının gevşemesine, mide  asitinin artmasına ve kokuya karşı aşırı hassasiyete yol açar, bulantı ve kusmaya sebep olabilir.

Yorgunluk

Hamilelik sırasında bebeğinizin tüm hayati organları ve plasenta şekillenir. Bu yüzden bedeninizin ihtiyaçları sizin çok yorgun hissetmenize yol açar.

Hassasiyet

Hormonal değişiklikler kokuya karşı aşırı bir hassasiyete sebep olur. Sigara kokusu ve çeşitli yemek kokuları midenizin bulanmasına sebep olabilir.

Sık İdrara Çıkma

Hamilelik hormonları pek çok kasın gevşemesine sebep olur ve sidik torbası kasları da bunlardan birisidir. Böbrekteki kan akışının artması idrar üretiminizin de artmasına yol açar ve doku ve organlarınızda aktivitelerinizin artışından kaynaklanan normalden daha fazla sıvı bulunur.

Vajinal Akıntı

Hamilelik dönemindeki hormon artışı vajinal akıntının artmasına sebep olur.

Kız mı olsun yoksa erkek mi?

 

Çocuğunuz kız mı olsun yoksa erkek mi? Karar sizin...Doğum astrolojisiyle bebeğinizin cinsiyetini hatta doğum tarihini belirleyebiliyorsunuz.

 

Geleceği yıldızlar belirleyebilir mi? Doğacak çocuğun cinsiyetini seçebilmek için, belli bir saatte döllenmeyi, Ay'ın astrolojik konumuna göre yapabilirmiyiz? Kadınların periyodik hallerinin bu konuyla ilişkisi var mıdır? Ay Dönemleri, doğum kontrolunu kolaylaştırabilir mi? Ve en önemlisi, astrolojik analizler yaparak doğumsal kusurları önlemek için, en iyi döllenme zamanını seçebilir miyiz? Bütün bu soruların cevabı var mı? İşte, Astroloji'nin 1960'larda başlayan ama şimdilerde yerini bulan yeni bir  penceresi ve bir bilim adamının verdiği savaş... 

Çek psikiyatr ve jinekolog Dr. Eugene Jonas'a göre yukardaki sorulara sempatiyle, ön yargısız yaklaşabiliriz. Dr. Jonas, 10.000 kadını test ettikten sonra, gebelikle ilişkinin % 97 olduğunu belirledi. Böyle bir iddia doğal olarak, yüzyılın en önemli olaylarından birisi olabilir ve modern kadını şekillendirebilir ama ancak "Astrolojik Dönem Metodu" nun genelleştirilmesi koşuluyla... Bir diğer yaklaşım ise, neden böyle yapmayalım ya da bu yöntemi kullansak ne olur? Dr. Jonas araştırmalarına 1956'da başlamıştı, çıkış noktası tesadüfen rasladığı antik bir Babil-Asur taş yazmasıydı.

 

Kadınların gebelik dönemlerinin, Ay evreleriyle ilişkisi olduğu anlatılıyordu. Ne yazık ki, eski astrologlar Ay'ın evreleri hakkında daha geniş bir açıklama bırakmamışlardı veya bulunamamıştı. Jonas, endişelenmesine rağmen yılmadı, o sıralarda Macaristan'da çocuk düşürmek neredeyse yasallaşmıştı. İnançlı bir Katolik olan Dr. Jonas, buna karşıydı, ayrıca çocuk düşüren veya aldıran kadınların uğradıkları psikolojik şokların üzerinde duruyordu. Jonas'ın iyi bildiği bir diğer şey, gebeliği önlemede çok geçerli olan ritm metodunun uygulanmasının çok güç olduğuydu. Kısacası gebeliği önlemenin en kesin yolu, kısırlaştırmaktı.    

 

Üç Ana Kural

Jonas yaptığı testleri desteklemek için güvenilir tıbbi referanslar kullandı; astrologlardan, ve kozmobiyologlardan oluşan bir ekip kurdu. Kozmobiyologlarların gözlemlerine göre, kozmik koşullar ve güç alanları yaşayan herşeyi etkiliyordu ve bu yaklaşıma bilimciler ve özellikle de fizikçiler katılıyordu. Jonas ve ekibinin üzerinde önemle durdukları bir diğer şey, şarlatan falcılardan ve yıldız haritasıyla (horoskop) gelecek tahminlerinden uzak kalmaktı. Günümüzün önemli kozmobiyologlarından Reinhold Ebertein şöyle yazıyordu; "Astroloji meraklıları bilimsel araştırmalara ve özellikle istatistiklere çekinerek yaklaşıyorlar, oysa kozmobiyolojik her tür çalışma ve metodoloji daha fazla bilgi sağlıyor ve doğru sonuçların ortaya çıkmasına yardımcı oluyor." Jonas, ilk önce güneş lekelerinin insan yaşamını nasıl etkilediğini araştırırken, astrolojik ve astronomik çalışmalar yaptı. Hipokrat'tan Kepler'e uzanan pratik astrolojiyi inceledi; tüm bu araştırma döneminin sonunda, Ay'ın evreleri ile gebelik arasında doğrusal bir ilişkinin bulunduğundan emin oldu. Asur-Babil taş yazmasını keşfettikten sonra, Jonas işe girişti, çeşitli doğum haritaları veya kozmobiyologların tabiriyle "Kozmogramlar" çizdi ve bunları gebelik örnekleriyle karşılaştı. 1956 yazında, çok yoğun geçen birkaç haftalık araştırmanın ardından Jonas, kendi tabiriyle gebelikle ilgili "İlk Üç Ana Kural" ı belirledi. Seksüel eylem ve ceninin oluşması kesinlikle formüle edilebilirdi. Üç kural şöyleydi;

 

1. Bir kadının gebe kalma anı, Ay ve Güneş'in ritmi  ve de Güneş'le Ay'ın açılarıyla ilişkilidir; burada kadının kendi doğum anı dikkate alınmalıdır.           

2. Çocuğun cinsiyeti, Ay'ın gebe kalma anındaki pozisyonu ile ilgilidir.  

3. Gebe kalma anındaki doğal gezegen konfigürasyonları, embriyonu etkiler.    

Ay hormonal değişimleri etkilemektedir

Peki ama, daha doğal, daha kesin görüşler ve destek araştırmalar yok mu? Biraz daha açılabilir ve araştırmanın detaylarına yönelebiliriz; eğer bir kadın, örneğin Yeni Ay'da doğduysa, her Yeni Ay döneminde gebe kalacaktır. Eğer bir kadın, Yeni Ay'dan beş gün sonra Ay'la, Güneş'in birbirlerine 60' açı yaptıkları bir anda doğduysa, aynı açının ve konumun tekrarında, periyodik dönemi tekrarlanacaktır. Ay'ın ve Güneş'in doğum anınızda nerede olduğunu bilmiyorsanız, elbette ki ciddi bir astroloğa başvurmanız gerekir, eğer ona doğru doğum bilgilerini yani tarih, zaman ve yer bilgilerini verebiliyorsanız, astrolog söz konusu kozmik konumları size verecektir. Jonas sistemine göre, bir kadın kozmo-gebelik dönemine Ay/Güneş dönüşlerinin iki gün öncesinde girmektedir. Eğer kadın, bu metodu gebeliği önlemek olarak kullanıyorsa, sakınma pratiği yapmalıdır yani bir tür doğum kontrolu, söz konusu açının 36 saat öncesinde ve 12 saat sonrasında yapılmalıdır. Avustralyalı Francesca Naish, özel bir çalışma yaptı ve gebelik tarihlerini belirleyerek, olası hataların güvenlik sınırlarını, yumurta ve spermlerin yaşam sürelerini saptadı. 4 günlük Ay periyodlarında oluşan sonuçların her ay veya 29.5 günde bir tekrarlanmaları verileri destekliyordu. Yumurtlamanın kökeninde, aybaşı dönemlerinde oluşan hormonal değişimleri Ay etkilemektedir ve aynı etki stres ve sağlığı da kapsamaktadır. Öte yandan Ay Dönemi, sabit olarak yılda 12-13 kez tekrarlanır; Aybaşı periyodlarında oluşan gebelik olaylarının nedeni, raslantısal olarak Ay Dönemleri ile karşılaşmaktır. Bir kadın bir ayın içersinde iki kez gebelik dönemi yaşayabilir ve bunu bilirse avantaj veya sakınmak için kullanabilir.                    

 

Gebelik anı önceden belirlenebilir

 

Dönemlerin gözlemini yapan Dr. Kurt Rechnitz'ın çalışmalarını geliştiren Jonas, iddiaların % 98 kesin olduklarını belirtiyor ve sonucun vücuttaki temel ısının kontrol edilmesi yöntemiyle kesin olara desteklendiğini söylüyordu. Avustralya'lı astrolog Francesca Naish, Ay Dönemi'nin eğer iki dönem raslantısal olarak çakışmıyorsa dönemin bir potansiyel olarak kalacağını ve sadece yumurtanın serbest kalacağını belirtiyordu. Bununla beraber, gebeliği bu yolla önlemek mümkün değildir ama Ay Dönemleri'nde sakınılması doğru bir iştir. Gebe kalma anında Ay'ın yeri, maskülin veya Yang (Ateş-Hava) ise, çocuk erkek olacaktır; aksine feminen veya Ying (Toprak-Su) ise kız olacaktır. Ay'ın burçlardaki kalış süresi, yaklaşık 2-2.5 gündür. Yani hesaplar buna göre yapılacaktır, Ay Dönemleri'nin iyi hesaplanması sonucunda ortaya çıkarılacak olan Ay Burcuna göre ayarlanacak olan gebelik anı, önceden belirlenebilir. Astrolojik takvimler veya özel tablolar Ay'ın hangi anda burç değiştirdiğini kesin olarak verirler; bu malzeme yurt dışında ilgili mağazalarda bulunmaktadır. Özetle anlatılmak istenen şudur; bir astrolog aracılığı ile Ay evreleri hesaplanacak, anne adayının doğum anı da öğrenildikten sonra istenilen tarih belirlenecek, evrelere göre cinsiyet tercihi yapıldıktan sonra, gebe kalma anı kesinleşecektir. Bundan sonrası çifte aittir.                

"Dört çocuğumun cinsiyetini ben belirledim."

 

Mısırlı bir Egyptolog olan Dr. Balogh Naish'a göre, Jonas'ın metodu eski Mısırlılar'dan alınmadır ve en azından 5000 yıllıktır, Doktar Jonas'ın metodu biliniyor ama yine de işin püf noktalarını kimse bilmiyor, diyor. Naish, dünyanın magnetik alanının Ay evrelerinden etkilendiğini ve spermlerin taşıdığı erkek ve kadın kromozomlarının da aynı etkinin altında kaldığını söylüyordu. Sheila ve Lynn Schroeder tarafından yönetilen Astrolojik Doğum Kontrol Merkezi'nde Jonas'ın çalışmaları batı dünyasının dikkatlerine sunuldu; sunuşta Ay Burcu seçimlerinde başarı oranının % 98 olduğu açıklandı. Kontrol Merkezi'nden E.R. Schweigert, Ay'ın farklı burçlardan geçerken rahimdeki asidasyonun veya alkalin oranının değiştiğinin spermlerdeki sedimentasyon sayımlarında belirlendiğini söylüyordu. Astrolojik Tıp Ansiklopedisi'nin yazarı olan H. L. Cornell, herkesin tıbbi astrolojiyle ilgilenmesini söylüyor ve şöyle yazıyor; "Bir yıldız haritası üzerinde çalışmakla kişinin karakterini ve mizacını öğrenebilir aynı zamanda da hastalıkları teşhis edebiliriz, doğum haritasında bu noktalar çok belirgindir. Astrolojik hesaplamaları kullanarak, dört çocuğumun doğum tarihlerini ve cinsiyetlerini önceden belirledim ve belirlemelerim doktorların verdiklerini tarihlerin hiçbirisine uymadı ama sonuçta benim istediklerim gerçekleşti."

Jonas'a deli diyenler

 

Jonas araştırmalarının sonuçlarını açıklamak ve tanımlamak için zorlu bir savaş veriyor. İlk olarak tezini tüm ayrıntıları ile beraber Macar ve Çek Bilim Akademi'lerine sundu. Başlarda çalışmalarını sürdürmesi için teşvik edildi Jonas sağlanan bir fonla araştırmalara devam etti ama sonra fon neden gösterilmeden birden durduruldu. 1960'da Dr. Aurel Hudcovic, Jonas'ı destekledi ve onun kuramlarını Bratislava Jinekoloji Kliniği'niğinde tanıttı. Kliniğe çağrılan Jonas, elde ettiği sonuçları, hamile kadınların cinsel ilişki bilgileriyle karşılaştırarak, doğacak çocukların cinsiyetlerini tahmin etti, 100 doğumda başarılı tahmin oranı 83'idi, bu sonuca gebe kalma dönemlerinin astro haritalarını hesaplayarak varmıştı. Benzer ikinci bir tur çalışmada, başarı oranını % 98'e yükseltti. Sonuçların duyulmasının ardından, Macaristan, Çekoslovakya ve Almanya'dan binlerce mektup gelmeye başladı; kadınlar gebe kalma, cinsiyet belirleme ve doğum kontrolu konularında yardım istiyorlardı. Kozmogramlar çizildi, programlar yapıldı, Jonas seyahatlara başladı, dersler ve konferanslar veriyor, bioritmin ana fikrini anlatıyordu. Basında Jonas'ın çalışmaları peşpeşe  yayınlanıyor, ilgi artıyordu. Ama daha öncelerde Jonas'ın bölüm şefi olarak çalıştığı TBC Psikiyatri Kliniği, tavır alarak hastalarının onunla temas etmelerini engellemeye başladı; Mesaj açıktı; psikiyatr veya astrolog olunabilirdi ama ikisi birden olunamazdı. Bu engelleme etkili oldu ve projesini geliştirmek için fon arayışları boşa çıkmaya başladı, birçok finans kurumu doktoru deli olarak tanımlıyorlardı.  

 

Doğal Doğum Kontrolu

 

Bütün bunlardan sonra hangi güç tıbbi astrolojiye katlanabilirdi ki? Arayışları boşa gidince Jonas Macaristan'a döndü ama burada da tersliklerle karşılaştı ve akıl sağlığının yerinde olup olmadığı tartışılınca, bir dizi teste katlanmak zorunda kaldı. Bu arada ilk kitabını yayınladı; "Çocuğunuzun Cinsiyetini Önceden Tahmin Edin" adlı kitabı altı dile çevrildi. Buna rağmen hiçbir maddi kazanç sağlayamadı. Ama işin aslına bakılırsa, sadece bir avuç meslektaşı Jonas'ı mahkum etti veya destekledi. 1968'de Çek Sağlık Bakanlığı Astra Araştırma Merkezi'ni kurdu ve planlı evebeynliği teşvik etti. Açılışından iki ay sonra Astra, 9000 Kozmogram yayınladı, bu arada Jonas'ın fikirleri ABD'ye taşındı. Ostrander ve Schoreader "Demir Perde'nin ve Sonrasının Ardındaki Fizikötesi Keşifler" ve "Doğal Doğum Kontrolu" adlı kitaplarında Jonas'ın çalışmalarını uzun uzun anlattılar. Dr. Schweigart Viyana'da açılan Uluslararası Astra Merkezi'nde, Dr. Jonas'ın ve  Dr. Reichnitz'ın Ay Evreleri Kuramı'nın tekrarlanmaya başlayan olaylarla çoktan kanıtlandığı açıkladı. Dr. Schweigart şöyle diyordu; "Kendimizi raslantısal hissediyoruz ama eğer bu olaylar başladıysa evrensellik kabul edilecek veya reddedilecektir. Belki gelecek kuşaklar bunu ellerinde tutacaklar. İnsanlık tarihi boyunca, yeni bilgilerin geçerli dünya görüşüyle çarpıştığı sık görülmüştür. Ama eninde sonunda değişen şey, daima tutucu zihniyetler olmuştur."        

 

Jonas'ın kuramının şu andaki uygulamalarından örnek bir rapor

Kaynak: Astra

 

Tarih: 29 Şubat 1996

Müşteri: Ms. Deborah S. Bundy,  Albuquerque, ABD

Doğum tarihi:  15 Mart 1947

Doğum saati:     7:15 a.m. ABD E.S.T. (Önemli-Tekrar kontrol edin)

Ay Evresi Açısı: 277' 59.6172 dakika

Gelecek yılda Ay Evresi Açınız, (277' 59.6 dakika olacak)

Tekrarlanan günler aşağıda verilmiştir, lütfen zamanları doğru olarak uygulayın;

Tarih    Gebe Kalma Saati  Cinsiyet

13 Mart 1996               2:53 AM                     Kız

11 Nisan 1996               9:09 AM                    Kız/Erkek

10 Mayıs 1996               2:49 PM                      Erkek

08 Haziran 1996             9:15 PM                      Kız

08 Temmuz 1996            5:43 AM                      Erkek

06 Ağustos 1996             4:50 PM                      Kız

05 Eylül 1996                  7:12 AM                      Erkek

05 Ekim 1996                  0:38 AM                      Kız

03 Kasım 1996                8:35 PM                      Erkek

03 Aralık 1996                 5:40 PM                     Kız

02 Ocak 1997                 1:42 PM                      Erkek

01 Şubat 1997                  6:48 AM                     Kız

02 Mart 1997                  8:05 PM                      Erkek

Doğum Kontrol Hapları

 

dogumkontrolhapi doğum kontrol hapı

Doğum Kontrol Hapları

Hamilelik kadın yumurtalıklarının ürettiği yumurtanın erkek sperm hücresi ile birleşip, döllenmesi sonucunda gelişir. Doğum kontrol hapı, gebelik sırasında vücudumuzda bulunan hormonlar gibi çalışır. Yumurtalıkların yumurta üretmesine, rahim ağzından sperm geçişine engel olarak gebeliğin oluşmasını engeller.

Doğru kullanıldığında Doğum Kontrol Haplarının güvenilirliği %100'e yakındır. Çocuk istendiği zamanda hapların bırakılmasıyla  hamile kalınabilir.

Kadınların çoğu bu hapları kullanabilir. Aşağıdaki özellikleri taşıyan kadınlar için doğum kontrol hapları en uygun korunma yöntemidir.

  1. 40 yaşından genç bayanlar
  2. Yeni evli veya çocuk sahibi olmak istemeyen kadınlar

Daha önce hiç hamile kalmamış olsanız bile hapın bu konuda sakıncası yoktur. Kullanmayı bıraktığınız günden itibaren hamile kalabilirsiniz.

Doğum kontrol hapları, doğum kontroluyla hiç ilgisi olmayan bir çok soruna çözüm getirmiştir. Haplar adet ağrılarını azaltır Adet kanamalarını düzene sokar. Ne zaman adet göreceğinizi bilirsiniz. Adet kanamalarının miktarını azaltarak vücudun demir kaybını önler

Rahim, yumurtalık ve tüplerin iltihabına karşı koruyucudur. Dış gebelik ihtimalini azaltır.

Yumurtalık ve rahim kanserine karşı koruyucudur. Kısırlığa neden olan, adet dönemlerinde ve ilişki sırasında ağrıya yol açan bir hastalık olan ENDOMETRİOZİS tedavisinde uzun süreli kesintisiz kullanımı vardır.

Eğer 40 yaşın üzerinde ve SİGARA kullanıyorsanız, ilaçlara rağmen düzene girmeyen tansiyon yüksekliği ve şeker hastalığı varsa, gebeler ya da gebelik şüphesi olanlar, önceden geçirilmiş veya geçirilmekte olan damar tıkanıklığı bulunanlar, mevcut karaciğer hastalığı olanlar kullanmamalıdırlar.

Şiddetli baş ağrısı ve migren nöbetleri, bulanık görme ve görme bozukluğu, şiddetli bacak ağrısı, bacakta şişme kızarıklık , göğüs ağrısı ve solunum güçlüğü, sarılık ortaya çıkması durumlarında hapın kullanımı bırakılmalıdır.

Tüm dünyada günümüze kadar gelen çalışmalarda hap kullanımının kadınlarda kansere yol açmadığını açıkça göstermiştir. Tam aksine, rahim ve yumurtalık kanserine karşı koruyucu etkisi gösterilmiştir.

Adet kanamanız uygun olmadığını düşündüğünüz zamanlara denk düşebilir. Bir spor karşılaşmasına katılmak ya da deniz kıyısında geçireceğiniz bir tatilin tadını çıkarmak istiyor olabilirsiniz. Bu durumda doktorunuzla konuşarak adet kanamanızı yaklaşık 1 hafta öne veya sonraya kaydırabilirsiniz.

Sorularla Doğum Kontrol Hapı

Doğum Kontrol Hapı Kullanılırken nelere dikkat etmeli ?

Kullanılan doğum kontrol hapının maksimum etkili olabilmesi için ilk kural düzenli olarak alınmasıdır.

Haplar iki şekilde ambalajlanmıştır. İlkinde 21 hormon hapı vardır. Her gün bir adet hap yutulur ve tamamı bitince yeni hapa başlamadan önce yedi gün ara vermek gerekir. Bu yedi günde normal bir adet kanaması olur. Haplara yedi gün ara verdikten sonra tekrar başlamayı unutanlar için 28 haplık kutular vardır. Bu her gün bir hap alma düzenini korur. Paketin içinde, diğerinde olduğu gibi, 21 tane hormon hapının yanında yedi günlük arada alınmak üzere yedi tane de “yalancı” şeker hapı vardır. Bir paket bitince ikincisine başlanır.

Doğum kontrol haplarının yanında başka ilaç, vitamin veya şifalı otlar kullanıyorsanız doktorunuza bilgi veriniz. Bunlardan bazıları doğum kontrol haplarının etkisini azaltabilir.

Hapı Almayı Unutursanız Ne Olur ?

Hapı almakta 12 saatten daha az bir gecikme olduysa:

Yalnız unuttuğunuz hapı alın. Bir günde iki hap almış olsanız bile, bir sonraki hapı da her zamanki normal saatinde alın

Hapı almakta 12 saatten daha fazla bir gecikme olduysa:

Almayı unuttuğunuz hapı hemen alın. Bundan sonra almanız gereken hapı normal saatinde alın fakat önünüzdeki yedi gün, doğum kontrol hapı yanında, gebeliği önlemekte yardımcı olacak kondom, diyafram vb kullanın. Olay 21 haplık kutuları kullanırken ve bir paket içindeki haplardan yediden daha az hap kalmışken olduysa bu paketi bitirir bitirmez yedi gün ara vermeden yeni pakete başlayın. Olay 28 günlük hapları kullanırken olduysa önce o paketin içinde kaç tane daha hormon hapı kaldığına bakın. Yediden azsa, hormon haplarını bitirin ve şeker haplarını almadan yeni bir paket içindeki hormon haplarına başlayın.

Doğum Kontrol Hapının Sağlık Açısından Yararları Nedir ?

Cilt ile ve Adet Öncesi Gerginlikle (bazı kadınlarda adet öncesi görülen huy değişiklikleri veya diğer belirtiler) ilgili sorunlara iyi gelebilir.

Adet kanamasında miktarı ve sancıyı azaltabilir.

Yumurtalık ve rahim kanseri riskini azaltır.

Bütün Kadınlar Doğum Kontrol Hapını Kullanabilir Mi ?

Daha önce damarda kan pıhtılaşması (tromboz), kalp hastalığı, meme kanseri veya karaciğer hastalıkları gibi sorunları olan kadınlar hap kullanmamalıdır. Doğum kontrol hapı almaya başlamadan önce, aşağıda belirtilen noktalar sizin için geçerliyse doktorunuza bildiriniz:

o Sigara içmek (sigarayla birlikte doğum kontrolu hapı kullanmak kalp hastalığı ve felç riskini artırır)

o Yüksek tansiyon veya şeker hastalığı

o 35 yaşını geçmiş olmak

o Migren

Doğum Kontrol Hapının Yan Etkileri Nelerdir ?

Doğum kontrol hapı kullanan kadınların bazılarında düzensiz kanama, kilo alma, baş ağrısı, bulantı, cinsel isteğin azalması, deri sorunları, huysuzluk, şişkinlik veya göğüslerde sancı görülse de yan etkiler iki üç ay içinde kaybolur. Doktordan başka bir hap vermesini istemekle sorunlar genellikle düzelebilir. Bazen hap kullanan kadınların yüzlerinde parça parça kararma olabilir. Bunu önlemek için şapka giymek ve güneş kremi kullanmak önerilir.

Doğum Kontrol Hapı Meme Kanserine Neden Olur Mu ?

Bu konu tartışmalıdır. Doktorların çoğuna göre meme kanseri riski çok azdır ve hapın değeri diğer kanserlerden korunmayı sağlamasıyla dengeli olarak ölçülmelidir.

Hap Kullanmak İleride Gebe Kalmayı Önler Mi ?

Hayır. Ancak, hap kullanmayı bırakırsanız adet kanamalarınızın normale dönmesi için bir iki ay geçebilir.

Vitaminleri doğru kullanıyor musunuz?

vitamin Vitaminler vücut sağlığının ve dengesinin korunmasında önemli bir rol oynuyor. Prof. Dr. Metin Özata, doğru dozda alınmayan vitaminlerin zararlı olabileceğini söylüyor.....

Prof. Dr. Metin Özata, 'Vitamin, Mineral ve Bitkisel Ürün Rehberi' adlı kitabında; sağlıklı beslenme ve yaşama hakkında bilgiler veriyor. Özata, vitaminlerin sağlığımız üzerindeki rolü hakkındaki sorularımızı yanıtladı:

* Vitamin kilo aldırır mı?

Vitamin ve minerallerin hiç kalorisi yoktur, bu yüzden de kilo aldırmazlar.

* Vitaminleri ne şekilde kullanmak gerekir?

Amerikan Diyetisyenler Derneği'nin tavsiyesine göre;

* Folik Asit: Hamilelik döneminde her gün 400 mikro gram alınmalı. Bu; bebeğin sakat doğma riskini azaltır.

* B 12 vitamini: Atrofik Gastrit hastalığı olanlar ile 50 yaşından büyüklerin yüzde 30'unda ihtiyaç olabilir.

* Kalsiyum: 9-18 yaş arası bin 300 mg/gün, 19-50 yaş arası bin mg/gün, 51 yaş üzeri bin 200 mg/gün alınmalıdır.

* D vitamini: Yaşlılar ve menopoz sonrasında kadınlar kullanmalıdır.

* B12, D vitamini ve kalsiyum: Vejetaryenlere verilmeli.

* Demir: Gebelik döneminde mutlaka alınmalı.

* Vitamin kullanılırken nelere dikkat etmek gerekir?

* İlacın etiketini ve prospektüsünü okuyarak, içindeki maddelerin ve vitaminlerin ölçüsünü gözden geçirin.

* Aşırı vitamin içerdiğinden üzerinde 'mega-süper-hiper' yazan ürün kullanmayın.

* Vitaminlerin içinde başka kimyasal ürünler olmasın.

* İlacın son kullanma tarihini mutlaka kontrol edin.

* İlaçları serin ve kuru bir yerde saklayın. Nemli yerlerde saklamamaya özen gösterin.

* Vitaminle tedavi edilen hastalıklar var mı?

Kemik sağlığında önemli rolü olan K vitaminin yetmezliğinde, bacaklardaki varis durumu artar. K vitamini; lahana, ıspanak, brokoli, karnabahar, mısır, patates, meyveler, yumurta sarısı, koyu yeşil yapraklı sebzeler ve bitkisel yağlarda bulunuyor. Varislerinden şikayetçi olanların K vitamininden zengin beslenmesi gerekli.

Hamilelikte Neden İlaç Kullanılmaz?

Hamile İlaç Hamilelik süresince anne adaylarının sadece hekimlerinin önerdiği ilaçları kullanması gereklidir. Hekim önerisi olmadan eczaneden alınan kabızlık giderici, uyku yapıcı ilaçlar, sakinleştiriciler, ağrı kesiciler ve aspirin kullanılmamalıdır. En doğrusu çok mecbur kalmadıkça ilaç alınmamasıdır. Memorial Hastanesi Genetik Laboratuvarı Sorumlusu Genetik ve Farmakoloji Uzmanı Dr. Gülay Özgön, kadınların korkulu rüyası olan “Hamilelik döneminde ilaç kullanımı” hakkında bildi verdi.

Hamilelik süresince ilaç kullanımı felaketlere mi yol açar?

Klinik farmakolojideki gelişmeler, hamilelik süresince ilaç kullanılmasının felaketlere ve öngörülemez sonuçlara yol açabileceği korkusunu doğurmuştur. Bu korku doğal olarak gebelik süresince deneysel çalışmaları da kısıtlamış ve günümüzde elde edilen bilgilerin yalnızca yaşanan deneyimlerle sınırlı kalmasına sebep olmuştur. Örneğin; hipertansiyon, epilepsi, astım ve bakteriyel enfeksiyon gibi ilaç tedavisinin zorunlu olduğu durumlarda hangi ilacın hangi dozda uygulanması gerektiği farklı yorumlanmıştır.

Hamilelik döneminde en sık kullanılan ilaçlar:

Yapılan incelemeler ve araştırmalar göstermiştir ki hamilelerdeki ilaç kullanımı sıralamasında birinciliği antibiyotikler alır. Sonraki sıraları; analjezikler, sakinleştiriciler ile bulantı ve kusmayı engelleyen ilaçlar almaktadır.

İlacın kullanıldığı dönem önemli mi?

Hamilelikte ilaç kullanma risklerinden bahsederken, gebeliğin hangi dönemde olduğunu da göz önünde bulundurmak gerekir. Çünkü gebelik dönemlerine göre ilaç etkilenmeleri de farklı olmaktadır. Örneğin gebeliğin ilk 3 ayı -bebeğin organlarının oluştuğu dönemde- anomalilerin oldukça ağır ortaya çıktığı bir dönem iken, sonraki dönemlerde alınan ilaçların etkileri o kadar ağır olmayıp daha çok büyüme ve gelişmeyi olumsuz olarak etkilemektedir.

Bebekte anomali yaratan (Teratojen) etkenler:

Gelişmiş ülkelerde bile tüm doğumların yüzde 2’sinde anomali görülmektedir. Genetik nedenler, bebeğin rahim içinde geçirdiği enfeksiyonlar, anne adayının şeker, epilepsi gibi kronik hastalıkları ile anne adayının; alkol, diğer madde bağımlılığı ya da radyasyona maruz kalması gibi nedenlerin yanında bazı ilaç kullanımları da sakat bebek doğumuna sebep olabilmektedir. Ailede daha önce sakat bebek doğumu ya da tekrarlayan düşükler de riski artıran faktörlerdir. Bu ailelerin de gebelik süresince daha dikkatli izlenmeleri gerekmektedir.

Annenin aldığı ilaç bebeğe nasıl geçer?

Annenin aldığı ilaç, bebeğin beslenme aracı olan göbek bağından (plasentadan) geçer. Annenin aldığı ilaç ya da besinler plasentadan geçerek, etkilerini gösterecekleri bebeğin dokularında olumsuz etkilerini gösterirler. Yapılan çalışmalar ile her ilacın eşit şekilde plasentayı geçmediği gösterilmiştir. Bunun nedenleri arasında; ilacın yağda çözünürlüğü, annenin ilacı kandaki proteinlere bağlama kapasitesi ve anne ile plasentanın ilacı metabolize etme hızı olarak belirlenmiştir. Sonuçta ilaçların plasenta bariyeri geçme yüzdeleri ne kadar bilinmiyor olsa bile, toplumdaki bireysel farklılıktan ötürü hiçbir zaman bebeğe geçen ilaç miktarı net olarak bilinmemektedir.

Bebeğin ilaçtan etkilenmesinin değerlendirilmesinde uygulanan esaslar:

• Bebeğin ilaçtan etkilenmesindeki yatkınlık, genetik olarak belirlenmektedir.

Özel bir plasental geçiş bulunmamaktadır.

• İlaca maruz kalma zamanı çok önemlidir.

• Bebeğin ilaçtan etkilenme derecesi genellikle doza bağımlıdır.

• Kullanılan ilaçlar anneye yararlı olabilirken, fetusa zararlı olabilir hatta ölümcül sonuçlar doğurabilir.

Bebeğin ilaçtan etkilenmesi ileri yaşlarda da bazı sorunlara sebep olabiliyor!

Son yıllarda yapılan çalışmalar; okul yaşına gelen çocuklarda saptanan psikomotor geriliklerin nedeninin ilaç etkilenmesinin geç etkisi olabileceğini göstermiştir.

Daha Detaylı Bilgi Almak İçin tıklayınız (PDF Dosyası)

Kadınların yaz derdi selülit!

selülit tedavi selülit selulit

Özellikle kadınlarda görülen ve deri altı yağ hücre gruplarının kan ve lenfatik dolaşımını bozmasıyla oluşan selülit, deride çöküntülerle ve portakal kabuğu görünümüyle kendini gösteriyor. Fakat selülitle baş edebilme konusunda yapabileceklerimiz var!

SELÜLİT NEDEN OLUŞUR?

Ergenlik, hamilelik ve menopoz gibi hormonların daha çok değişime uğradığı dönemlerde ortaya çıkıyor olmasına rağmen;

* Kişinin genetik yapısı,

* Metabolizma hızı,

* Dolaşım sistemi,

* Sindirim ve boşaltımda yaşadığı sorunlar,

* Doğum kontrol hapları,

* Alınan hormon ilaçları,

* Dengesiz ve düzensiz beslenme,

* Aşırı hareketsizlik,

* Stres, sigara ve alkol tüketimi de selülit oluşumunda etken faktörlerdir.

KADINLARDA DAHA FAZLA GÖRÜLÜYOR

Sıklıkla bölgesel olan selülit; kilolu, zayıf, balık etli, uzun, kısa her yaştaki erişkin kadında görülebiliyor.

Selülit nadiren erkeklerde de oluşuyor, ancak kadınlarda daha büyük sorun olması, östrojen hormon düzeyinin onlarda daha fazla olmasıyla ilgili. Selülitin tek nedeni östrojen değil; başka tetikleyiciler de var.

Sigara, damarların en büyük düşmanı. Güçlü bir damar daraltıcı özelliğe sahip olan sigara, cildin yeterince beslenmesini engelleyerek selülite neden oluyor.

Hareketsiz yaşam biçimi, sürekli bacak bacak üstüne atarak oturmak, çok dar pantolon ve diz altı çorap giymek de dolaşım sistemini ve lenf sisteminin düzenli çalışmasını engelleyerek selülite yol açabiliyor.

SELÜLİTİ NASIL ÖNLERİZ?

Spor, kilo kaybındaki önemini selülit tedavisinde de gösterir. Düzenli spor yapmak yalnızca genel vücut sağlığı için değil, selüliti önlemek için de çok önemli. Günde 30-60 dakika yapılan yürüyüş, bisiklete binmek veya merdiven inip çıkmak, kan dolaşımını düzenleyerek selülit oluşumunu engelliyor. Egzersiz ile sıkılaşan vücutlar, selülitten arınıp sıkılaşmaya başlıyor.

Kilo verince selülitlerin kaybolduğu iddiası oldukça yanlıştır. Çünkü kilo verince vücutta portakal görünümleri daha fazla ortaya çıkabilir.

Oluşumun önlenmesindeki temel koruyucu madde sağlıklı beslenmedir. Beslenme alışkanlığını değiştirip, bilinçli beslenmeye geçmek önemlidir. Beslenme ne kadar tek yönlü olursa, selülit de o kadar çabuk oluşuyor.

Özellikle fast food ve hazır yemekler, dokuları kötü yönde etkiliyor. Hayvansal yağlar, fazla şeker ve tuz da oldukça zararlı. Bunlar yağ hücrelerini şişiriyor, dokularda su birikmesine yol açıyor ve vücudun atıklardan temizlenmesini önlüyor.

Günlük beslenme programında tuz, şeker ve yağdan fakir, sebze ve meyvelerden zengin bir diyet, kan dolaşımını artırıp bağırsakların düzenli çalışmasını sağlıyor. A ve C vitamini alımını artırmanın selüliti azalttığı düşünülüyor. Bu nedenle, mutlaka günlük meyve tüketimine özen göstermek gerekiyor.

Bol lifli gıdalar ve çinko alımı da selüliti engelliyor. Selüliti önlemek için bol su içmek de önemli. Su, idrar oluşumunu artırarak vücuttan zararlı maddelerin atılmasını sağlıyor.

BESLENMEYE VE YAŞAM BİÇİMİNE YÖNELİK ALINACAK ÖNLEMLER

* Günde 2.5-3 litre su için.

* Günde 30-60 dakika egzersiz yapın, hayatınıza hareket katın.

* Rafine şekerlerden uzak durun ve günlük tuz tüketimini azaltın.

* Yemeklerde kullanılan yağ miktarını azaltın.

* Alkol, sigara, koyu çay-kahve ve gazlı içeçek tüketimini minimuma indirin.

* Yemekleri pişirirken kızartma yerine haşlama ya da buğulama yöntemini tercih edin.

* Mümkün olduğunca mevsiminde ürünler tüketmeye özen gösterin, dondurulmuş ve konserve ürünlerden kaçının.

* Metabolizmanın düzenli çalışması için öğün atlamamaya özen gösterin.

* Çok sık kilo alıp vermekten kaçının.

* Günlük alınan posa miktarını artırın. Posanın en iyi kaynakları sebze, meyve ve kurubaklagiller mutlaka beslenme sisteminin içerisinde yer almalı.

* Stresten uzak durmaya çalışın.

SELÜLİTE DESTEK TEDAVİ İLE KISA ZAMANDA SONUÇ ALINABİLİR

Selülitle baş etme beslenme ve yaşam biçiminin sağlıklı bir şekle dönüştürülmesi yanında selüliti azaltma amaçlı tedavilerle de desteklenirse, işte o zaman kısa zamanda sonuç alınması sağlanır.

Selülitle savaşmak için günümüzde tıp doktorları, uzay bilimciler ve kozmetologların işbirliği ile uzun yıllar süren araştırmalar neticesinde geliştirilen, özellikle akut lenf dolaşım bozukluklarının tedavisinde önemli yer tutan, toksin arındırma ve vücut sıkılaştırma amaçlı kullanılan "Vacustyler", "SPM Vacupress" ve "Slide Styler" gibi uygulamalar bulunur. Yani yaşam tarzınızı değiştirmek, beslenme biçiminizi sağlıklı bir hale getirmekle beraber, uzman terapistlerce kişisel ihtiyaçlarınız ve hedefleriniz doğrultusunda özel programların belirlenmesiyle, selülit tedavisinde kısa zamanda sonuç almanız artık çok uzak değil.

Bu uygulamaların yanında selülit tedavisinde masajın da ayrı bir önemi bulunuyor. Ayaktan başlanarak diz, baldır ve kalçalara kadar uygulanan selülit masajı sayesinde bozuk kan dolaşımı yeniden düzenleniyor, toksik maddelerin atılması ve hücrelere daha iyi oksijen gitmesi sağlanıyor. Böylece selülit tedavisi etkin bir biçimde uygulanabiliyor.

Hamileyken cep telefonundan uzak durun

hamile Hamilelik esnasında kullanılan cep telefonları doğacak olan çocukta davranış bozukluklarına yol açıyor.

ABD’nin Los Angeles Üniversitesi ile Danimarkalı Aarhus tarafından yapılan geniş kapsamlı araştırma sonuçlarına göre, hamilelik esnasında kullanılan cep telefonları doğacak olan çocukta davranış bozukluklarına yol açıyor.

Yaklaşık 13 bin çocuk üzerinde yapılan araştırmada hamile bir kadının günde birkaç kez cep telefonunu eline alıp kullanması bile doğacak olacak çocuğun hiperaktivite, davranış bozuklukları, okul çağına geldiğinde duygusal karmaşa gibi bazı ruhsal hastalıklara yakalanma riskini taşıdığı ortaya çıktı. 7 yaş öncesi cep telefonu kullanan çocuklarda da davranış bozuklukları meydana gelebiliyor.

Sezaryen mi Normal Doğum mu?

Sezaryen mi  Normal Doğum mu?

Normal doğumdan çekinen anne adayları, yaklaşık 8-10 saatlik süreci 20-25 dakikaya indirmek için sezaryeni tercih ediyor. Normal ve sezaryenin farklı sonuçları bulunuyor.

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gökmen İyigün, sezaryen ve normal doğumu anlattı:

"Anne adayları, “hangi doğum türünü seçmeliyim?” sorusunu, çevrelerindeki daha önce doğum yapmış kişilere olduğu kadar, öncelikle hamileliğini takip eden hekimlerine ve kendilerine sormalılar.

Zira, bilinçli ve bilgili bir annenin ne şekilde doğum yapacağına kendinin karar vermesinden daha ideali yoktur. Ama herşeyden önce son sözü yine tıp söyleyeceği için, işin tıbbi yönüne bakmak son derece yerinde bir karar olacaktır.

Çünkü, sezaryenle doğum yapmayı gerektiren bazı durumlar bulunmaktadır.Bu durumlar şunlardır:

Önceki doğumunu sezaryenle yapmış olmak

Bebekte duruş bozukluğu olması ya da çok iri olması

Annenin kalça yapısının doğum yapamayacak kadar dar olması

Gebelik sırasında gelişen şiddetli tansiyon yükselmeleri

Bebekte gelişme geriliğinin olması

Anne adayının ıkınmayı engelleyecek hastalıklarının olması (çeşitli göz bozuklukları, yüksek tansiyon, bel fıtığı, ortopedik problemler gibi )

Anne adayının psikolojik veya zihinsel olarak normal doğumu tolere edemeyecek durumda olması

Vajen daraltma ameliyatı geçirmiş olmak

İkiz, üçüz gebelikler

Plasentanın rahim ağzını ve dolayısıyla doğum yolunu kapaması

Vajinada bilinen bir mikrop veya hastalığın bulunması (herpes veya tümör gibi)

İleri yaşlarda tüp bebek gibi büyük uğraşlar sonucu gebe kalınması.

Yukarıda sayılan maddeler sezaryeni gerektiren durumlardır. Ancak tabii ki bunların dışındaki durumlarda verilecek karar doğumun ilerleyişine, annenin ve bebeğin sağlık durumuna göre son dakikaya kadar değişebilecektir."

Normal doğum en ideali mi?

Op. Dr. Gökmen İyigün, normal doğumun en önemli özelliğinin herhangi bir müdahale gerektirmeden kendi kendine gerçekleşmesi olduğunu anlattı:

"Normal bir doğumdan sonra, anne kısa bir dinlenme süresi sonunda normal günlük yaşantısına dönebilmektedir. Kimilerine göre de çekilen doğum sancısı kadını olgunlaştırmakta, hatta yaşama bakışını bile etkilemektedir.

Ancak normal doğumun da bazı sakıncalı yönleri bulunmaktadır. Unutulmamalıdır ki tamamen normal olarak seyreden bir doğumda bile her an beklenmeyen bir problemle karşılaşılabilir. Bu problemler şunlar:

Bebeğin kalp seslerinde bir bozulma meydana gelmişse acil bir şekilde sezaryen kararı verilebilir.

Bebeğin çıkışta sıkışıp kalması ve doğumun ilerlememesi nedeniyle sezaryen kararı verilebilir.

Zor doğumlar nedeniyle vajende oluşabilecek yırtıklar, genişlemeler ve ileriki dönemlerde buna bağlı ortaya çıkabilecek idrar kaçırma problemleri, cinsel ilişkiden eskisi gibi tatmin olamama gibi nedenlerle sezaryen tercih edilebilmektedir."

Anatomik özelliklere bakılmalı

Op. Dr. Gökmen İyigün, iki-üç kez normal doğum yapan ve cinsel organlarının anatomisinde pek fazla değişiklik olmayan kadınların yanısıra tek bir doğum sonrasında rahim sarkması problemi yaşayanların da nadiren görüldüğüne değindi:

"Dolayısıyla, normal doğumun kadının anatomisine ne kadar etkili olacağı kişiden kişiye çok değişkenlik göstermektedir. Sezaryenle, normal doğumda oluşabilecek yukarıda saydığımız riskler kaybolmakta ve bebek 10-15 dakika içinde yakınlarının kucağına emniyetli bir şekilde verilmektedir.

Sezaryenle doğumda bebek açısından risklerin azalması elbette büyük bir avantajdır. Ama unutulmamalıdır ki bu tip sıkıntılar nadiren oluşmaktadır ve uygun koşullarda yapılan normal doğumlarda genellikle bir problem oluşmamaktadır veya oluşsa bile hemen müdahale edilebilmektedir."

Sezaryendeki riskler

Op. Dr. Gökmen İyigün, "sezaryenle doğum, normal doğuma göre anne açısından daha riskli" açıklamasında da bulundu:

"Öncelikle anesteziyle ilişkili riskler vardır. Sezaryen sonrası 3-4 gün hastanede kalma, normal hayata dönmenin 5-6 günü bulması, ameliyat sonrası ağrıların daha fazla olması normal doğuma göre dezavantajdır.

Ameliyat yerlerinin iltihaplanma olasılığı, geç yara iyileşmesi, uzun dönemde dikiş yerlerinde ve karın içinde ağrılar olabilmesi, karın içinde yapışıklıklar olabilmesi de yine sezaryenin risklerindendir.

Doğum şeklinin seçimindeki en önemli çekincelerden biri de genellikle ilk doğumlarda 8-10 saat süren ağrılı dönemlerdir. Ancak günümüzde epidural (belden uyuşturma ile ağrısız doğum) teknikleri ile artık ağrılı doğum sahneleri neredeyse tarihe karışmıştır."

Son karar annenin

’Herşeyin normali iyidir’ prensibiyle normal doğum her gebeye önerilmektedir diyen Op. Dr. Gökmen İyigün, hekimin son dönemlerde yapması gereken muayenelerle değerlendirilme yapılması gerektiğini de açıkladı:

"Sezaryeni gerektiren bir özellik yoksa doğumun normal doğum olarak yapılması planlanmalıdır. Eğer gebelik sırasında veya doğum anında bir problem ortaya çıkarsa sezaryene dönülebilineceği de önceden bilinmelidir.

Ancak eğer anne adayı hekimin detaylı bilgilendirmesine karşın yine de baştan sezaryeni tercih ediyor ve bu konuda kararlıysa elbette son karar verecek kişi kendidir."