DİYARBAKIR’da, Özel Çamlıca Kadın Hastalıkları ve DoğumHastanesi’nde görevi Op.Dr. Emel Doğan Özdaş, Türkiye’de gebelik sırasında anneölümlerinin yüzde 50’sinin hipertansiyon ve buna bağlı etkenlerdenkaynaklandığını söyledi.
Dünyadahızla yaygınlaşan hipertansiyonu "sessiz katil" olarak adlandıran Özdaş,"hipertansiyon genellikli ilk hamilikte görülür, gebeliğin 20’incihaftasından sonra ortaya çıkar. Özellikle hamilelerin sık sık tansiyonlarınıölçtürmeleri gerekir" dedi.
Op.Dr.Emel Doğan Özdaş, dünyada hızla yayılan hipertansiyonun hamile kadınlar içinbüyük tehlike yarattığını söyledi. hipertansiyonu ’sessiz katil’ olarakadlandıran Özdaş, Türkiye’de yaşamını yitiren hamile kadınların yüzde 50’sininhipertansiyondan kaynaklandığını söyledi. Hipertansiyonun en önemlibelirtisinin enseden başlayan baş ağrısı, halsizlik, yorgunluk, çarpıntı vegece sık idrara çıkma olduğunu belirten Emel Doğan Özdaş, "Yüksek tansiyonçoğu zaman belirti vermez, tamamen tesadüfi fark edilir. Hipertansiyon yaptığısemptomlar itibarı ile genelde hastanın hafife aldığı bir durumdur. Hastabunları başka hastalığa yorar. Halbuki bir tansiyon ölçüldüğünde durumugörebilir. Hatta hiçbir şikayeti olmayan insanların bile yılda bir defa tansiyonlarınıölçtürmelerinde fayda vardır" dedi.
hipertansiyonun hedef organının kalp olduğunu söyleyenÖzdaş, "Hastalık kalbi yüzde 55 oranında etkiler. Zamanla kalp yetmezliğive kalpte büyümeden olur" dedi. Hastalığın hamile kadınlarda hamileliğinin20’inci haftasından sonra ortaya çıktığını ifade eden Özdaş, "Hastalığınasıl kaynağı gebeliğin kendisidir, İlk hamilelikte ve 20 yaş altı ve 30 yaşüzeri halime kadınlarda sık görülür. Annelerde ölüme, erken doğuma, bebeklerdekalp yetmezliği, böbrek yetmezliği, akciğer yetmezliği gibi hastalıklar meydanagelmektedir. Hamililikte hipertansiyondan korunmak için düzenli süt ve sütürünleri, C ve E vitaminleri çok önemlidir. Bunlar hafif tansiyonun şiddetlihale gelmesini önler. Halime kadınların, sık sık tansiyonlarını ölçtürmesi,kan, idrar testleri yaptırması ve kilo takibi yaptırması gerekir" dedi.
Halk arasında 'yumurtalıklarda kist' olarak bilinen Polikistik Over Sendromu'nun, zamanında tedavi edilmediği takdirde, çocuk sahibi olmada güçlük çıkarabildiği ve rahim kanseri gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabildiği belirtildi.
Ankara Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Şatıroğlu, bu sendromun çeşitli hastalıklara yol açabilen önemli bir sağlık problemi olduğunu ve mutlaka tedavi edilmesi gerektiğini söylüyor.
Polikistik Over Sendromu'nun son yıllarda görülme sıklığının arttığını belirten Şatıroğlu, "Tedavi edilmezse; adet düzensizliği, tüylenme, kilo alımı, sivilce, çocuk sahibi olmada güçlük ve rahim kanseri gibi sağlık sorunlarına neden olabiliyor'' dedi.
Meme kanseri teşhisi koyulduğunda D vitamini eksikliği olan kadınların ölme riskinin diğerlerine göre daha fazla olduğu bildirildi.
Kanadalı araştırmacılar, D vitamini eksikliği olan ve meme kanseri teşhisi konulan kadınlarda, metastaz riskinin D vitamini seviyesi normal olanlara göre yüzde 94, bu hastaların meme kanserinden ölme riskininse yüzde 73 fazla olduğunu belirtti.
Bu verilerin D vitamini ve meme kanserinin gelişimi arasında bağ olduğunu gösterdiğini, ancak neden-sonuç ilişkisi olduğunu söylemenin bu aşamada mümkün olmadığını ifade eden Toronto Üniversitesinden Pamela Goodwin, araştırmanın başka klinik deneylerle de doğrulanması gerektiğini belirtti.
Goodwin, meme kanserine yakalananlarda D vitamini eksikliğine bu kadar sık rastlanmasının, hastalığın gelişimi ve sonunda bu kadar olumsuz etki yaratmasının endişe verici olduğunu da söyledi.Araştırma, meme kanseri teşhisi konan ve Toronto Üniversitesine ait 3 hastanede 1989-1995'te tedavi gören ortalama 50 yaşındaki 512 kadın üzerinde yapıldı. Hastalar 2006'ya kadar izlendi.
Teşhis sırasında, bu kadınların yalnızca yüzde 24'ünün vücudundaki D vitamini seviyesi yeterli düzeyde çıktı.D vitamininin normal seviyesinin 80-120 nanomol litre olduğunu belirten Goodwin, vücudunda yeterli oranda D vitamini olan hastaların yüzde 83'ünde metastaz görülmediğini veya hastalığın tekrarlamadığını, yüzde 85'inin halen hayatta olduğunu vurguladı. Goodwin, D vitamini eksikliği olan kadınlarınsa sadece yüzde 69'unda metastaz olmadığını ve yüzde 74'ünün hayatta kalmayı başardığına dikkati çekti.
Araştırmada ayrıca, D vitamini eksikliği olan bazı hastaların menopoza girmeden önce meme kanserine yakalanma olasılığının daha fazla olduğu ortaya çıktı. Bu kişilerin aşırı kilolu olduğu gözlenirken, vücutlarındaki ensülin seviyesinin yüksek ve tümörün daha "saldırgan" olduğu da rapor edildi. "American Society of Clinical Oncology" dergisinde yayımlanan araştırmaya imza atan bilim adamaları, meme kanseri ve bu kanserden ölme riskini azaltmak için D vitamini desteği alınmasını önermeden önce başka klinik deneylerin yapılması gerektiğini de vurguladı.D vitamini ile başta bağırsak ve prostat olmak üzere diğer kanser türleri arasında bağ olabileceği, daha önce yapılan araştırmalarda ortaya konulmuştu.
Normal doğumdan çekinen anne adayları, yaklaşık 8-10 saatlik süreci 20-25 dakikaya indirmek için sezaryeni tercih ediyor. Normal ve sezaryenin farklı sonuçları bulunuyor.
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gökmen İyigün, sezaryen ve normal doğumu anlattı:
"Anne adayları, “hangi doğum türünü seçmeliyim?” sorusunu, çevrelerindeki daha önce doğum yapmış kişilere olduğu kadar, öncelikle hamileliğini takip eden hekimlerine ve kendilerine sormalılar.
Zira, bilinçli ve bilgili bir annenin ne şekilde doğum yapacağına kendinin karar vermesinden daha ideali yoktur. Ama herşeyden önce son sözü yine tıp söyleyeceği için, işin tıbbi yönüne bakmak son derece yerinde bir karar olacaktır.
Çünkü, sezaryenle doğum yapmayı gerektiren bazı durumlar bulunmaktadır.Bu durumlar şunlardır:
Önceki doğumunu sezaryenle yapmış olmak
Bebekte duruş bozukluğu olması ya da çok iri olması
Annenin kalça yapısının doğum yapamayacak kadar dar olması
Gebelik sırasında gelişen şiddetli tansiyon yükselmeleri
Bebekte gelişme geriliğinin olması
Anne adayının ıkınmayı engelleyecek hastalıklarının olması (çeşitli göz bozuklukları, yüksek tansiyon, bel fıtığı, ortopedik problemler gibi )
Anne adayının psikolojik veya zihinsel olarak normal doğumu tolere edemeyecek durumda olması
Vajen daraltma ameliyatı geçirmiş olmak
İkiz, üçüz gebelikler
Plasentanın rahim ağzını ve dolayısıyla doğum yolunu kapaması
Vajinada bilinen bir mikrop veya hastalığın bulunması (herpes veya tümör gibi)
İleri yaşlarda tüp bebek gibi büyük uğraşlar sonucu gebe kalınması.
Yukarıda sayılan maddeler sezaryeni gerektiren durumlardır. Ancak tabii ki bunların dışındaki durumlarda verilecek karar doğumun ilerleyişine, annenin ve bebeğin sağlık durumuna göre son dakikaya kadar değişebilecektir."
Normal doğum en ideali mi?
Op. Dr. Gökmen İyigün, normal doğumun en önemli özelliğinin herhangi bir müdahale gerektirmeden kendi kendine gerçekleşmesi olduğunu anlattı:
"Normal bir doğumdan sonra, anne kısa bir dinlenme süresi sonunda normal günlük yaşantısına dönebilmektedir. Kimilerine göre de çekilen doğum sancısı kadını olgunlaştırmakta, hatta yaşama bakışını bile etkilemektedir.
Ancak normal doğumun da bazı sakıncalı yönleri bulunmaktadır. Unutulmamalıdır ki tamamen normal olarak seyreden bir doğumda bile her an beklenmeyen bir problemle karşılaşılabilir. Bu problemler şunlar:
Bebeğin kalp seslerinde bir bozulma meydana gelmişse acil bir şekilde sezaryen kararı verilebilir.
Bebeğin çıkışta sıkışıp kalması ve doğumun ilerlememesi nedeniyle sezaryen kararı verilebilir.
Zor doğumlar nedeniyle vajende oluşabilecek yırtıklar, genişlemeler ve ileriki dönemlerde buna bağlı ortaya çıkabilecek idrar kaçırma problemleri, cinsel ilişkiden eskisi gibi tatmin olamama gibi nedenlerle sezaryen tercih edilebilmektedir."
Anatomik özelliklere bakılmalı
Op. Dr. Gökmen İyigün, iki-üç kez normal doğum yapan ve cinsel organlarının anatomisinde pek fazla değişiklik olmayan kadınların yanısıra tek bir doğum sonrasında rahim sarkması problemi yaşayanların da nadiren görüldüğüne değindi:
"Dolayısıyla, normal doğumun kadının anatomisine ne kadar etkili olacağı kişiden kişiye çok değişkenlik göstermektedir. Sezaryenle, normal doğumda oluşabilecek yukarıda saydığımız riskler kaybolmakta ve bebek 10-15 dakika içinde yakınlarının kucağına emniyetli bir şekilde verilmektedir.
Sezaryenle doğumda bebek açısından risklerin azalması elbette büyük bir avantajdır. Ama unutulmamalıdır ki bu tip sıkıntılar nadiren oluşmaktadır ve uygun koşullarda yapılan normal doğumlarda genellikle bir problem oluşmamaktadır veya oluşsa bile hemen müdahale edilebilmektedir."
Sezaryendeki riskler
Op. Dr. Gökmen İyigün, "sezaryenle doğum, normal doğuma göre anne açısından daha riskli" açıklamasında da bulundu:
"Öncelikle anesteziyle ilişkili riskler vardır. Sezaryen sonrası 3-4 gün hastanede kalma, normal hayata dönmenin 5-6 günü bulması, ameliyat sonrası ağrıların daha fazla olması normal doğuma göre dezavantajdır.
Ameliyat yerlerinin iltihaplanma olasılığı, geç yara iyileşmesi, uzun dönemde dikiş yerlerinde ve karın içinde ağrılar olabilmesi, karın içinde yapışıklıklar olabilmesi de yine sezaryenin risklerindendir.
Doğum şeklinin seçimindeki en önemli çekincelerden biri de genellikle ilk doğumlarda 8-10 saat süren ağrılı dönemlerdir. Ancak günümüzde epidural (belden uyuşturma ile ağrısız doğum) teknikleri ile artık ağrılı doğum sahneleri neredeyse tarihe karışmıştır."
Son karar annenin
’Herşeyin normali iyidir’ prensibiyle normal doğum her gebeye önerilmektedir diyen Op. Dr. Gökmen İyigün, hekimin son dönemlerde yapması gereken muayenelerle değerlendirilme yapılması gerektiğini de açıkladı:
"Sezaryeni gerektiren bir özellik yoksa doğumun normal doğum olarak yapılması planlanmalıdır. Eğer gebelik sırasında veya doğum anında bir problem ortaya çıkarsa sezaryene dönülebilineceği de önceden bilinmelidir.
Ancak eğer anne adayı hekimin detaylı bilgilendirmesine karşın yine de baştan sezaryeni tercih ediyor ve bu konuda kararlıysa elbette son karar verecek kişi kendidir."